Kristeva’s views are close to Jacques Lacan’s here (McAfee, 0000). Both
believe that psychoanalysis is a process of helping patients tolerate the
lack that constitutes being. But where Kristeva departs from Lacan is in
her belief that language can in some ways reach into the unutterable,
what Rolland called “the oceanic” while for Lacan, this realm (what he
called “the Real”) is always outside of our efforts to symbolize it. By
contrast, Kristeva argues that the unutterable experience of loss (both
ordinary and catastrophic) can be spoken (though always incompletely)
Kristeva'nın görüşleri burada Jacques Lacan'ınkine yakındır (McAfee, 0000). Her ikisi de psikanalizin, hastaların varoluşu oluşturan eksikliği tolere etmelerine yardımcı olma süreci olduğuna inanmaktadır. Ancak Kristeva'nın Lacan'dan ayrıldığı nokta, dilin bir şekilde dile getirilemeyene, Rolland'ın "okyanussal" dediği şeye ulaşabileceğine olan inancıdır; Lacan için ise bu alan (ona "Gerçek" dediği şey) her zaman onu sembolize etme çabalarımızın dışındadır. Buna karşılık Kristeva, kayıp deneyiminin (hem sıradan hem de felaket niteliğindeki) dile getirilebileceğini (her zaman eksik olsa da) savunmaktadır.